TORTUM Kültür ve Tanıtım Portalı, Tortumluların Buluşma Noktası WWW.TORTUMLUM.COM
Icon Anasayfa > Makaleler & Şiirler > Makaleler > HANGİSİ DAHA DOĞRU ?
Icon Köylerimiz
Köylerimiz İçin Tıklayın
Köylerimiz için Tıklayın
Tortum Aksu Cağ Kebap
Icon Davetiye Gönder
Köylerimiz İçin Tıklayın
Icon Videolar
Köylerimiz İçin Tıklayın
Icon Anlık İleti
İsim
Mesaj
Smile
Icon Takvim
Eylül 2010
P S Ç P C C P
    1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30
Icon Arama

HANGİSİ DAHA DOĞRU ?
Tarih 13/03/2010 22:20  Yazar Tuncay ŞAHİNOĞLU  Hitler 135  Dil Varsayılan
  

                                     

 

                                    HANGİSİ DAHA DOĞRU ?

 

 

        Altı yüzelli küsür yıllık şanlı bir imparatorluk dönemi içinde Pay-ı Tahta geçen ve devleti adâletle idare etmeye çalışan çok pâdişah vardı. Hepsinin de ayrı ayrı özellikleri ve bu özellikler içerisinde seyreden çok enteresan hayat serüvenleri mevcuttur. Ancak, bir çoğumuz bu serüvenleri hikâye gibi biliyoruz çünkü, bizlere de hikâye gibi anlatıldı. Bu hikâyelerden birisi vardır ki, kaskatı gerçektir ve sahibinin iki özelliğinden dem vurmuştur bu millet, bilerek veya bilmeyerek. ‘Cennet Mekân’ veya ‘Kızıl Sultan’ işte bu iki unsur büyük Hâkan Sultanımız 2. Abdülhamid’in sırtında yıllarca taşıdığı özellik. Evet hangisi daha doğru? Bakalım görelim.

        Mustafa Armağan’ın deyimiyle 2. Abdülhamid tam otuzüç yıl kurtlarla dans etmiş bir insan. Her türlü hile, entrika ya rağmen adalet ve ferasetle (feraset gerçek müslümanın bir takım meseleleri mâna âleminde hissetmesi) yürütmüş koskoca imparatorluğu.

        Hıristiyan Ermeni ve Yahudi İsraillilerle hep cedelleşmiş, hıyanet, hile, suikast ve daha neler neler. Bütün bunlara rağmen yıkılmamış, ‘Devletin hazinelerini altınla doldursanız bile Kudüs ten bir karıç toprak vermem size’ diyerek ‘Kızıl Sultan’ olmuş. Çünkü biliyordu ki; Yahudilerin Ortadoğu ya girmesi demek bütün bir dünyanın, özellikle Müslüman âleminin  felaketi demekti. Tarihten günümüze dünyada ki her karışıklığın altından bu millet çıkıyor, bunu bilen Koca Sultan hiç düşünmeden bu teklifi reddetmiş ve arkasından olaylar başlamıştır.

        Bizdenmiş gibi görünüp te bizle alakası olmayan milyonlarca insan yaşıyor içimizde. O zaman da öyle idi, şimdi de maalesef öyle.’Ey şanlı avcı attın ama yazık ki, çok yazık vuramadın’ diyerek Koca Sultan a suikast düzenleyen bir Ermeni ye mersiye dizen ve adını şairler listesinin baş köşesinde göstererek bizlere hoş görünen Tevfik Fikret ve yandaşlarının hangi milletten olduklarını anlamamız için bize ne lazım? O gün onlar ‘Vatan elden gidiyor, millet bölünüyor’ diyerek milletin nazarını başka yönlere çevirerek entrika üstüne entrika çeviriyordular. Üzülerek ifade edeyim ki bugün de aynı senaryolarla yine milleti oyalayarak bir yerlere varma gayreti içindeler. Gerçekten vatanını ve milletini seven ama, biraz cahilane seven bir sürü insanı da kandırarak önlerine alıp neler çevirdiklerini anlamamamız için çok saf olmak gerek. Atatürk’le Lenin’in posterlerini ve yanında mübârek bayrağımızı alarak meydanlara dökülen insanları vatan perver diye alkışlayan Türk Müslüman olur mu bilemiyorum? Yukarıda Feraset demiştim. İzahını yaparken belki gülmüştünüz bana. İşte benim Sultanım 2. Abdülhamid bu ferasetle bunların iç yüzünü taa o günlerde görmüş ve engel olmak için kurtlarla dans etmek gibi bir tehlikeye hayatı pahasına girmişti, o uğurda da başına nelerin geldiğini biliyoruz. Selanik’e sürgüne giderken başında nöbet tutan askere ‘Evladım bana bir cigara verirmisin?’ diyecek kadar mağdur edilmişti Osmanlı’nın otuzüç yıllık Sultanı. İşte ‘Kızıl Sultan’ bu. Ya ‘Cennet Mekân’ şimdi ona da bakalım ki, hangisi daha doğru?

       Otuzüç yıllık idare döneminde imparatorluğa ait her ne kadar şehir varsa hepsine mührünü eserleriyle vurmuş bir insan. Şu anda Türkiye’de hiçbir il yoktur ki, Büyük Hakan’ın bir eseri bulunmasın. Hatta şöyle söylemekte bir sakınca yoktur sanırım. O’nun yaptırmış olduğu hicaz demir yolu şu anda beş altı devlet sınırları içinde kalmış olmasına rağmen onarmaktan bu devletler aciz durumdalar, buna Türkiye’de dahildir.

        Abdestsiz, yere ayak basmadığını biliyoruz. Kerbelâ’ dan biraz toprak parçası yatağının başında bulunur daima. Sabah kalktığında ayağını yere koymadan bu toprakla teyemmüm alır sonra da lavabodan gidip abdest alırmış. Bu insanın birçok dudak uçuklatan hatırası vardır ama, ben asıl yaşanmış ve bize kadar sağlam kaynaklarca ulaşmış bir hatırasını anlatmak istiyorum. Aslında anlatacağımız mesele O’nunla alakalı değil. Sonuç itibariyle O’nu bağladığı için sizlerle paylaşmak istiyorum

               Olayı yaşayan ve anlatan İstiklâl Şairimiz Mehmed Âkif, bizlere nakil ise Muhterem Hocamız Fethullah Gülen dir. (Rabbim Mehmed Âkif’e sonsuz Rahmet, Hocamıza da sağlıklı ömür nasip ederek başımızdan eksik etmesin.)

 Âkif bir gün sabah namazı için İstanbul’da bir camiye gider. Biraz erken gittiği için camide bir köşede inim inim inleyen bir adamdan başkası yoktur. Adamın çaresizce ağlamasına pek alınır ama, neticede yabancıdır bir şey soramaz ve namazın ardından herkes dağılıp gider. Ertesi gün yine aynı adam, yine aynı camide nedametle ağlamakta. Üçüncü günde bu manzarayla karşılaşan Âkif artık dayanamaz ve namazın ardından kapıda adamı bekler. Bir zaman sonra adam iki büklüm bir halde düşe kalka caminin kapısında gözükür. Âkif adamın koluna girip ayaklarını giymesine yardımcı olur ve bahçede bir kanepeye otururlar. Derdini sorar. Adam anlatmak istemez. Israr edince adam Âkife derin ama, mâna yüklü az bir seyirden sonra derdini anlatır.

        ‘Oğlum, ben doksanüç harbi denilen Osmanlı Rus harbinde orduda yüksek rütbeli bir subaydım. Babam oldukça zengin bir insandı, hanenin tek oğluda bendim. O günlerde babam öldü. Babamın yürüttüğü işlerin başına birisi gerekliydi ve oda bendim. Ancak, ben görevliyim ve savaş çıkmak üzere. Çaresiz istifa etmem gerekiyordu. Bende öyle yaptım istifa dilekçemi sadrazama (Başbakan) gönderdim. Üç gün sonra direk Sultan 2. Abdülhamid’den istifamın red cevabı geldi. Belliki sadrazamda dilekçemi Sultan’a göndermiş. İkinci bir deneme daha yaptım yine aynı olunca bu kez bizzat Sultan’ın huzuruna kendim çıkmak istedim. Bana kabul edildiğim bildirilince sevinçle huzura çıktım. Büyükçe bir salonda sırtı bana dönük elleri arkasına bağlı hiç yüzüme bakmadan beni dinledi. Bense derdimi ağlaya sızlaya anlattım. Sonunda yine yüzünü çevirmeden elinin tersiyle işaret yaparak, ‘git hadi seni istifa ettirdik’ dedi. Bense sevinçle ayrılıp işlerin başına geçtim.

       Aradan çok zaman geçmeden beklenen savaş çıktı. Bir gece yarı uyanık vaziyette bir rüya gördüm. Osmanlı orduları saf saf dizilmiş, nizami bir şekilde teftişe hazır. Teftişi ise bizzat Kâinatın Efendisi Peygamberimiz (S.A.V.) yapacakmış. Derken, önde Kâinatın Efendisi hemen arkasında büyük halifeler ve Osmanlı sultanları, Peygamberimize çok yakın bir mesafede de 2. Abdülhamid saygıyla orduları teftişe başladılar. Peygamberimiz her ordu hakkında Sultan’a sorular soruyor, O’da gerekli cevapları veriyordu. Nihayet benim görevli olduğum birliğin yanına gelince orda durdular. Çünkü benim birlik dağınık bir şekildeydi. Peygamberimiz sertçe Abdülhamid’e dönerek ‘Abdülhamid, nerede bu birliklerin komutanı?’ diye kızarak sordu. O’da iki büklüm mahçup bir vaziyette, ‘Efendim, o birliğin komutanı ısrarla istifasını istedi, bizde istifa ettirdik’ deyince, Peygamberimiz’ de ‘Senin istifa ettirdiğini bizde istifa ettirdik’ diye buyurarak teftişe devam ettiler. Bense terden sulara bölenmiş olarak uyandım. Şimdi söyle oğlum, ben ne yapayım, nasıl ağlamayayım?’

        İnsanlığın huzuru ve adaletle idaresi için canı pahasına çalışan, her türlü dünya malına karşılık Kudüs ten bir karış toprağı dahi Yahudilere vermeyen böyle bir insan sizce Kızıl Sultan mıdır, yoksa Cennet Mekân mıdır Sizce hangisi daha doğru?

 

 

 

 

                                                                          Tuncay ŞAHİNOĞLU

 

               

Yorum Yok.
TORTUM ©  2010 Tortumluların Buluşma Noktası TORTUMLUM.COM

Yazılım : MemHT Portal Türkçe Çeviri : MemHT Portal Türkiye